Bizi Ne Bekliyor? Yetkinlik Erozyonu mu?

“Being Human in 2035” raporuna dayalı bu analiz, yapay zekanın yalnızca işleri değil, insanın kimliğini ve yetkinliklerini nasıl dönüştürdüğünü sorguluyor.

Teknolojik trendler, yapay zeka ve insan üzerine yaptığım araştırmalar ve okumalar arasında, Elon Üniversitesi’nin 2025 Nisan ayında yayımladığı “Being Human in 2035: How Are We Changing in the Age of AI?” başlıklı rapora değinmek istiyorum. Rapor, insan-doğa-teknoloji denklemine cesur bir yerden bakıyor: “Yapay zeka gelişirken, insan ne kaybediyor?

Genel olarak yapay zekanın çok ilerleyeceği, hangi işleri insanın elinden alacağı, yapay zekanın önyargı ve etik konusundaki konumu, halüsinasyonla gerçeğin daha belirsiz hale gelmesi gibi birçok konu şu an hem teknoloji sektöründe, hem de akademik çevrelerde tartışılmakta. Bu araştırmanın ilgi çekici yanı ise aralarında teknoloji uzmanları, etikçiler, akademisyenler ve girişimcilerin yer aldığı 301 kişiyle yapılan bir çalışma ile 2035 yılına kadar İnsan davranışları, yetkinlikleri ve kimliği üzerinde nasıl bir değişim beklendiğinin sorgulanması.

Raporun tamamına, Elon Üniversitesi’nin IDTF (Imagining the Digital Future) organizasyonunun web sitesinden ücretsiz bir şekilde ulaşmanız mümkün: (https://imaginingthedigitalfuture.org/ )

Rapora göre yalnızca teknoloji değil, insanın kendisi değişiyor. Ve bu değişim öyle yüzeysel değil: “derin, anlamlı ve bazı durumlarda devrimsel” bir değişim beklendiği ifade ediliyor.

Raporda uzmanlara sorulan temel sorulardan biri şu:

2035’e kadar AI’ nin yaygınlaşmasıyla birlikte, insanın yetkinliğine ve davranışlarında ne ölçüde bir değişim bekliyorsunuz?”

Yetkinlik ve Davranışlarda Değişim Beklentisi

Toplamda %61’lik bir kesim, bu değişimi “derin ve anlamlı” veya daha fazlası olarak değerlendiriyor. Bu da bizi şu kritik sonuca götürüyor: İnsan davranış ve yetkinliğine dair bildiğimiz çoğu şey, önümüzdeki 10 yıl içinde ya derin şekilde evrilecek ya da yerini başka bir şeye bırakacak. Bu tablo, sadece teknolojinin insan üzerindeki etkisini değil; aynı zamanda insanın kendini nasıl tanımladığına dair temel kabulleri de yeniden gözden geçirme ihtiyacını doğuruyor.

Temel sorulardan bir diğeri şu:

Önümüzdeki 10 yıl içinde yapay zeka ve ilgili teknolojiler, ‘insan olmanın özünü’ nasıl etkileyecek?

İnsan olmanın Özünde Değişim Beklentisi

%89’ luk bir kesim, insan özünün bir şekilde değişeceğini kabul ediyor. Bu, teknolojik bir dönüşümden çok daha fazlasını işaret ediyor: İnsanın kim olduğuna, nasıl hissettiğine, nasıl düşündüğüne dair temel kavramlar sorgulanabilir. Bu bulgular, yalnızca iş gücünün değil; insanın etik, duygusal ve kimliksel bileşenlerinin de dijitalleşme süreciyle sarsıldığını gösteriyor.

Son olarak rapordan alıntılayacağım diğer soru ise şu:

2035 yılına kadar, yapay zeka ile şekillenen bir gelecekte, insan yetkinlikleri ve davranışları –bugünün çok az (hiç) yapay zeka teknolojisi barındıran ortamına kıyasla– nasıl bir değişim gösterecek?

Bu tablo, insan yetkinliğine dair dönüşümün çok katmanlı ve çelişkili doğasını açıkça ortaya koyuyor. Bir yanda yaratıcı potansiyelin desteklenmesi, öğrenme arzusunun yükselmesi gibi olumlu beklentiler; diğer yanda empati, ahlaki yargı ve zihinsel iyi oluş gibi hayati yetkinliklerde belirgin gerileme riski yer alıyor. İnsan zekası ile yapay zeka arasındaki etkileşim, artık destekleyici olmaktan çok şekillendirici bir role geçiyor.

Aşağıdaki tablo, cevapları, her bir yetkinlik için öngörülen değişimi ve bu değişimin anlamını özetliyor:

12 Özgün Yetkinlik ve Davranışa Dair Dönüşüm Beklentisi

Söz konusu dönüşümü daha derinlemesine anlayabilmek için, her bir yetkinliğe ilişkin verileri ayrı ayrı değerlendirmek yararlı olacaktır;

1. Karmaşık Konular Üzerine Derin Düşünme Yetisi

Tanım: Karmaşık, çok katmanlı konular üzerine düşünebilme ve zihinsel derinlik geliştirme becerisidir.

Rapor: Katılımcıların %50’si bu yetkinliğinin olumlu yapıdan olumsuza doğru değişeceğini belirtmiştir.

Yorum: Hız, verimlilik ve yapay sadeleştirme çağında derin düşünme artık lüks kabul ediliyor. Tüketilen içerikler hızlı, kararlar yüzeysel ve fikirler çoğu zaman algoritmik. Bu nedenle bireyin entelektüel potansiyeli değil, onu kullanma refleksi törpülenme riski taşıyor.

2. Sosyal ve Duygusal Zeka

Tanım: Duyguların farkında olma, başkalarının duygularını anlama ve buna göre ilişki kurabilme becerisidir.

Rapor: Katılımcıların %50’si bu yetkinliğin negatif yönde evrileceğini öngörüyor.

Yorum: Yapay iletişim ortamları, yüz yüze etkileşimleri azaltırken empati kasını da zayıflatabilir. İlişkilerde bağ kurmak yerini takibe, anlaşılmak yerini görünmeye bırakabilir. Duygusal zekanın gerilemesi, liderlikten ebeveynliğe kadar birçok alanda kopuş riski doğurur.

3. Kendi Doğal Yeteneklerine Güven

Tanım: Kendi içsel potansiyelini fark etme, bu yetkinliğe güvenme ve bununla hareket etme yetisidir.

Rapor: Katılımcıların %48’i bu yetkinliğin negatif bir değişim göstereceğini belirtmektedir.

Yorum: Sürekli dış kıyaslamalara, yapay mükemmelliklere maruz kalan bireylerde içsel güven erozyonu yaşanabilir. İnsanlar, kendi yeteneklerini yeterli görmemeye başlayabilir. Bu da kişisel gelişim motivasyonunu ve özgüveni olumsuz etkiler.

4. Ortak Değerlere ve Kültürel Normlara Güven

Tanım: Toplumsal yapıların dayandığı değer sistemlerine olan bağlılık ve güven duygusudur.

Rapor: Katılımcıların %48’i bu alanda olumsuz bir değişim beklediklerini belirtmiştir.

Yorum: Değerler evrenselleşirken yerel aidiyetler aşınabiliyor. Dijital çağda kültürel normlar, bireysel çıkarlar ve algoritmik yönlendirmeler karşısında zemin kaybedebilir. Bu, ortak yaşam tahayyülünün dağılmasına ve sosyal parçalanmaya neden olabilir.

5. Zihinsel İyi Oluş

Tanım: Bireyin zihinsel, duygusal ve psikolojik açıdan sağlıklı bir işleyişte olma durumudur.

Rapor: Katılımcıların %45’i bu alanda olumsuz bir değişim bekliyor.

Yorum: Dijital kalabalık, sürekli uyarılma, dikkat dağınıklığı ve performans baskısı bireylerin zihinsel yükünü artırıyor. Sonuç olarak, bireysel huzur, iç denge ve zihinsel direnç kırılgan hale geliyor. Bu da sosyal ilişkilerde kopmalara, tükenmişliğe yol açabiliyor.

6. Empati ve Ahlaki Yargı

Tanım: Başkalarının durumlarını anlama ve etik değerler doğrultusunda tutum geliştirme becerisidir.

Rapor: Katılımcıların %45’i bu yetkinlikte negatif bir dönüşüm beklemektedir.

Yorum: Yapay zeka çağında etik soruların karmaşıklığı artarken bireylerin ahlaki pusulaları bulanıklaşabilir. Empati mekanizmalarının zayıflaması, insan merkezli kararların yerini soğuk veriye ve çıkar temelli yargılara bırakabilir.

7. Bireysel İrade ve Otonomi

Tanım: Kendi kararlarını alma, bağımsız hareket etme ve etkili bireysel eylem üretme becerisidir.

Rapor: Katılımcıların %44’ü bu alanda olumsuz bir geçiş olacağını öngörmektedir.

Yorum: Otonomi, dijital asistanlar ve sistem yönlendirmeleriyle sınanıyor. İrade dışı otomasyon, seçim illüzyonu yaratabilir. Gerçekten kendi kararını alan mı, yoksa sistemin sundukları içinden mi seçtiğini bilen birey sayısı azalabilir.

8. Benlik Algısı, Anlam ve Amaç

Tanım: Kişinin kim olduğunu, neye değer verdiğini ve neden yaşadığını anlama becerisidir.

Rapor: Katılımcıların %39’u bu alanda negatif bir dönüşüm olacağını belirtmiştir.

Yorum: Dijital kimlikler, filtrelenmiş gerçeklikler ve geçici aidiyetler arasında birey kendi benliğini kaybedebilir. Anlam arayışı derinleşirken, yönünü kaybetmiş kimliklerin sayısı da artabilir. Bu durum, varoluşsal belirsizlikle bireyi baş başa bırakır.

9. Metabiliş

Tanım: Kendi düşünce süreçlerini gözlemleme, analiz etme ve bu süreçleri geliştirme becerisidir.

Rapor: Katılımcıların %36’sı olumsuz bir dönüşüm beklemektedir.

Yorum: Yüzeysel bilgi bombardımanı, derinlemesine düşünme ve öğrenme süreçlerini bastırabilir. Hızlı tüketim kültürü bireyin düşünmeye değil, ezberlemeye yatırım yapmasına neden olabilir.

10. Merak ve Öğrenme Kapasitesi

Tanım: Yeni şeyler öğrenmeye karşı ilgi, heyecan ve süreklilik arzusu taşıma yetisidir.

Rapor: Katılımcıların %42’si bu kapasitenin olumlu yönde evrileceğini belirtmektedir.

Yorum: Bilgiye erişimin kolaylaşması öğrenme arzusunu kamçılasa da, gerçek merak ile algoritmik yönlendirme arasındaki farkı ayırt edebilmek kritik hale geliyor. Yüzeysel bir bilgi obezitesi yerine, anlamlı öğrenme çabası teşvik edilmesi gerekebilir.

11. Karar Alma ve Problem Çözme

Tanım: Zorluklar karşısında rasyonel karar verebilme ve çözüm üretebilme becerisidir.

Rapor: Katılımcıların %40’ı olumlu bir değişim beklemektedir.

Yorum: Yapay zeka destekli sistemlerle bu yetkinlik desteklenebilir. Ancak sorun, bu kararların gerçekten insan odaklı mı yoksa makine optimizasyonlu mu olduğu sorusudur. İnsani sezgi ve bağlam, matematiksel doğrulukla yarışmak zorunda kalabilir.

12. Yaratıcı ve Yenilikçi Düşünme

Tanım: Yeni fikirler geliştirme, sıradışı bağlantılar kurma ve alışılmadık çözümler üretme yetisidir.

Rapor: Katılımcıların %39’u bu yetkinliğin olumlu yönde gelişeceğini öngörüyor.

Yorum: Yapay zeka ile desteklenen üretkenlik, yaratıcılığı farklı boyutlara taşıyabilir. Ancak insan yaratıcılığı, sadece sonuç üretmek değil; sezgi, duygu ve deneyimle yoğrulan bir süreçtir. Bu ayrımın kaybolması, özgünlüğün tehlikeye girmesine yol açabilir.

Bu 12 yetkinlik, etkilerinin niteliği ve hedeflediği insan katmanları bakımından üç temel kavramsal kümede sınıflandırılabilir. Böyle bir yapılandırma, dönüşümün zihinsel, duygusal ve kimliksel boyutlarını daha net analiz etmeye imkan tanır. Her bir kümeyi; varoluşsal, iş hayatı ve sosyal hayat perspektifinden ele almak ise bu dönüşüme dair yeni pencereler açacaktır.

1. Zihinsel Derinlik ve Öğrenme Yetkinliği

Kapsanan Yetkinlikler:

  • Karmaşık konular üzerine düşünme
  • Metabiliş (düşünme üzerine düşünme)
  • Merak ve öğrenme yetkinliği
  • Karar alma ve problem çözme
  • Yaratıcı ve yenilikçi düşünme

Varoluşsal Etkiler: İnsanın zihinsel evreni, dijital hız ve bilgi bombardımanı altında yüzeyselleşme riskiyle karşı karşıya. Derin düşünce, sorgulama ve öğrenme artık zaman isteyen bir ayrıcalığa dönüşebilir. Bu durum, bireyin kendi olma arayışını daha kırılgan, anlam üretimini ise daha dışa bağımlı hale getirebilir. Zihinsel egemenlik yerini algoritmik yönlendirmeye bırakabilir.

İş Hayatına Etkiler: Karar verme, problem çözme ve yaratıcı üretim gibi temel iş yetkinlikleri yapay zeka tarafından desteklenebilir. Ancak bu destek, bireysel düşünceye olan ihtiyacı azaltırsa iş dünyası insanı bir uygulayıcıya dönüştürebilir. Oysa anlam yaratan işler, hala özgün fikirleri ve derinlemesine analizleri gerektiriyor.

Sosyal Yaşama Etkiler: Yüzeysel bilgiyle şekillenen sohbetler, içi boş etkileşimler ve hızlı yargılar; toplumsal diyalog kalitesini düşürebilir. Ortak akıl yerini kolektif ezberlere bırakabilir. Eğitim, medya ve sosyal platformlar bu eğilimi ya pekiştirecek ya da dönüştürecek merkezler haline gelecektir.

2. Duygusal ve Ahlaki Zeka

Kapsanan Yetkinlikler:

  • Sosyal ve duygusal zeka
  • Empati ve ahlaki yargı
  • Ortak değerlere güven
  • Zihinsel iyi oluş

Varoluşsal Etkiler: Empati, anlam, aidiyet ve ahlaki pusula; insanın sadece toplum içindeki değil, kendi içindeki yolculuğunda da yön belirleyicidir. Bu unsurlar zayıfladığında birey yalnızlaşır, iç denge kaybolur ve insanlık tanımı flu bir hal alabilir. Kendi iç sesini duymakta zorlanan birey, dışsal onay mekanizmalarına mahkum olabilir.

İş Hayatına Etkiler: İş dünyasında liderlik, ekip yönetimi ve kültürel bütünlük gibi konular duygusal zekaya dayanır. Bu yetkinliğin zayıflaması, organizasyonların toksik kültürler üretmesine, değer çatışmalarının artmasına ve güvenin zedelenmesine yol açabilir. Ahlaki yönelimini kaybetmiş karar süreçleri sadece sonuçlara odaklı olur; etkiye değil, insana değil.

Sosyal Yaşama Etkiler: Toplumsal normların erozyona uğraması, empati yoksunluğu ve psikolojik gerilim; bireyler arası ilişkiyi mekanik ve savunmacı hale getirebilir. Ortak yaşam kültürünün sürdürülebilirliği tehlikeye girebilir. Dijital ortamlar, bu duygusal bağları yeniden kurma potansiyeline sahip olsa da, yanlış tasarlanmış sistemler daha da kopartabilir.

3. Benlik, Kimlik ve Otonomi

Kapsanan Yetkinlikler:

  • Kendi doğal yeteneklerine güven
  • Bireysel irade ve otonomi
  • Benlik algısı, anlam ve amaç

Varoluşsal Etkiler: Kendine güven, irade, yön ve anlam duygusu insanın varoluşsal bütünlüğünü belirler. Ancak yapay zeka destekli kararlar, algoritmik yönlendirmeler ve sürekli kıyas kültürü bireyin bu içsel kaynaklarını aşındırabilir. Anlam üretmek yerine “sunulan anlamlara” tutunma süreci başlar. Bu da bireyin kimlik inşasında yapısal belirsizlik yaratır.

İş Hayatına Etkiler: Çalışanın kendine güveni ve otonomisi, yenilik getirmesini, sorumluluk almasını ve girişimci davranmasını sağlar. Bu yetkinliklerin gerilemesi, organizasyonlarda inisiyatif alma kültürünün kaybolmasına neden olur. Herkesin “talimat bekleyen” bir rol üstlenmesi, değişim hızını düşürür ve inovasyonu sekteye uğratır.

Sosyal Yaşama Etkiler: Otonomi ve benlik algısı; bireyin toplumsal sistemlerde yerini bulmasını, sorumluluk almasını ve özgürce hareket etmesini sağlar. Bu yetkinlik zayıfladığında birey, pasif tüketiciye veya tepkisel bir figüre dönüşebilir. Bu da demokratik katılımı, toplumsal katkıyı ve kolektif farkındalığı zayıflatır.

Bu üç temel küme, yalnızca bireysel becerilerin değil, aynı zamanda insan olmanın tanımının değiştiğine işaret ediyor. Bu noktada, artık yalnızca analiz etmek değil, bu dönüşüm karşısında nerede durduğumuzu sorgulamak gerekiyor.

Son Söz

Bu yazıyı yazmama vesile olan “Being Human in 2035” raporu bana göre sadece geleceğe dair olası bir gelecek senaryosu sunmuyor; aynı zamanda insan olmanın temel bileşenlerini yeniden düşünmemiz içinde bir zemin yaratıyor.

Zihnimiz hızla işliyor; fakat derinliği kaybediyoruz. Empatiyle değil, algoritmalarla anlıyoruz. Seçiyor gibi yapıyoruz, ama belki de seçeneklerimiz çoktan kodlandı.

Bu dönüşümde asıl sorun, sadece neye dönüştüğümüz değil; aynı zamanda neyi kaybettiğimizi fark edip etmediğimiz. Giderek daha çok şeyi yapabiliyoruz; ama daha azını hissediyoruz. Bilgimiz çoğalıyor, bilgelik ise seyrekleşiyor. Bağlantılar artarken ilişkiler azalıyor. İç sesimiz, dış gürültüye yeniliyor.

Mücadele esasen teknolojiye karşı değil; hız, yönlendirme ve otomasyon çağında insan kalabilmekle ilgili. Bu yalnızca bireysel değil; aynı zamanda kolektif bir bilinç uyanışını da tetiklemeli. Ancak ne yazık ki, dünya genelinde bunu sağlayacak ortak bir irade ortamı bulunmuyor.

Bu nedenle birey olarak hem kendimize hem çevremize sık sık şu soruyu sormalıyız: “İnsan olmak ne demekti?

Ve ardından, geleceğin bizi dönüştürdüğü dünyada şu sorunun peşini bırakmamalıyız: “Nasıl bir insan olmak istiyoruz?

Nihayetinde olası gelecek senaryosunda doğru konumda kalmak için “Ne yapabiliriz?

En başta yetkinlik erozyonuna karşı bireysel direnç için; dijital detoks rutinleri, yüz yüze iletişimin yeniden teşviki, yaratıcı üretim alanlarına yönelim ve eleştirel düşünme egzersizleri gibi bilinçli alışkanlıkların teşvik edilmesi faydalı olabilir. Şirketler ise bu konuda her iki yönü de (teknoloji ve insan) dengede tutacak politika ve ortamları kurmayı hedeflemeliler.

Teknolojinin sunduğu yeni yeteneklerle donanırken, insana dair en temel yetkinliklerimizi -düşünme derinliğimizi, empatimizi ve irademizi- kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Asıl sınavımız, akıllı makinelerden oluşan bir dünyada, ne kadar insan kalabildiğimiz olacak.

Medium / Bizi Ne Bekliyor? Yetkinlik Erozyonu mu?

Yorum bırakın